15 Nisan 2012

Kanser

Bugün Fatih ile Bağdat Caddesi'ne indik.
Günlerden pazar...
Cadde güzel ve Midpoint'te harika bir masa bulduk, keyfimiz yerinde.
Nereden aklıma geldiyse dedim ki "Ben kanser olursam, hele ki yaşlıysam, beni ameliyat ettirme. Kanserden kurtuluş yok bırak son günlerimi bilerek yaşayayım." Fatih de benim kafadan olduğu için "tamam, ben de" dedi.
Evet, gerçekçi olmak lazım. Kurtuluş yoksa yoktur, elinde kalanın kıymetini bileceksin.
Bizim ailede bir adet var, kanser olanlara numara yapmak. Raporları değiştirmek, kanser değilmiş gibi davranmak.
Biraz aklı olan insan kendi seyrinden neye yakalandığını zaten bilir. Benim başıma gelirse, bana rol falan yapmayın. Söyleyin, ben gerçekleri severim. Sağlık gibi hastalık da normal, doğmak gibi ölmek de...
Bu yazıyı niye yazdım bilmiyorum. Hatta, şu an mutfakta işim var ve yarım bıraktım geldim bunu yazmak için.
Sanırım, kendime göre tarihe not düşmek, içimdekini aktarmak istedim. 
Şu ana dönersem, keyfim yerinde, mutluyum, hayallerimin peşinden son hızla gidiyorum ve sanıyorum hayallerimi tutabiliyorum da...

7 Eylül 2011

Ölümsüzlük!

Bu çağda yaşadığımız için şanslıyız aslında... Bizi ölümsüz yapacak o kadar çok araca sahibiz ki! Digital mecraya verdiğimiz resim, yazı, video ve pek çok şey var. Onlar artık bir yok olsak da orada kalacaklar... Bugün herkes bu mecraya bir izini bırakabilir.
Çektiğim fotoğraflar mesela... Başlı başına bir ölümsüzlük. Hem benim için hem de resmini çektiklerim için... Facebook, bana göre yüzyılın icadı! Yarın başka neler çıkacak merakla bekliyorum. Ne kadar güzel bir ölümsüzlük platformu!
Siz hiç bu yönüyle bakmadınız olaya değil mi? Bence olaylara tek açıdan bakmamak lazım.


Göğe merdiven dayadım!


Annem derdi ki "Göğe merdiven dayayacaksın!"
Galiba dayadım...
Fatih geçen gün dedi ki "Biraz maymun iştahlı oldun!"
Galiba öyleyim...
Bunlar söylendiğine göre biraz üzerinde düşüneyim istedim. Her ikisi de doğru ve hiçbiri kötü değil, olumsuz değil.
Başka bir basamağa geçmek için elimle sıkı sıkı tuttuğum basamağı bırakmam gerek. O basamağı tutmaktan eklemlerim morarmadan yapıyorum bunu. Bir üst basamağa gelince bakıyorum yeni manzara... Onu seyredip içime sindirince, diğer basamağa geçiyorum.
Her basamakta öğrendiklerim, gördüklerim ben de güzel tortular bırakıyor. Her gördüğümü, her kitabı, her filmi ezbere bilmek zorunda değilim. Hatta bazı kitapları hatırlamıyorum bile. Ama o gün, o anda okudğumda bana mutlaka iz bırakmıştır, mutlaka işe yaramıştır diyorum.
İşte bu yüzden göğe merdiven dayadım, işte bu yüzden maymun iştahlıyım.
Sadece iki elim var, her şeyi aynı anda tutamam.

1 Ağustos 2011

Mutfakta beceriksizliğim, evrimleşti, yaratıcılık öne geçti :)

Allahım çok yaratıcıyım! Ama önce mutfakta ilgisiz, sevgisiz, zamansız dolayısıyla pek becerekili değilim. Yani yemeğe sevgisini katanlardan değilim. Çünkü mutfakta zaman geçirmeyi istemiyorum.

Etli dolma yapmak üzere yola çıkan kıyma ve pirinçi iyi ayarlamazsan bol miktarda artar... Kocaman bir dolma içi ile önce bakıştık. Olmaz ama kendilerini yuvarlayarak sulu köfte yapmaya karar verdim. Patatesli bir sulu köfte kelimenin tam anlamıyla gerçekleşti. Bildiğiniz gibi değil, baya sulu! Bu sefer yine bakışmaya başladık kendisiyle... Bu kıvamı neye dönüştürmeliyim diye düşünmeye başladım, dink! fikir kendiliğinden geldi.

Derin dondurucudan lavas pidelerini alırsın, borcama ufak parçalar halinde 2-3 tanesini kırparsın. Üzerine biraz tereyağ, biraz zeytinyağ doğru fırına, ki ısınsın, yumuşasın...

Tavaya biberleri 3-4 cm uzunluğunda doğrayıp, domatesleri halka halka atarsın ve başlarsın yalancı közlemeye...

Sulu köfteyi mikrodalgada bir güzel ısıtırsın...

Yoğurdu ayrı bir kapta çırparsın...

Ufak bir kapta tereyağ-biber salça-çam fıstıkları kavurursun. (Anne sen bunları pilav için verdin ama ben her bişeye atar oldum valla)

Sonra denklemi birleştirmeye başlarsın.

Fırından çıkmış lavaşların üzerine köfteleri, patatesleri döşe. Üzerini yoğurtla kapa. Biber ve domatesleri üzerine  yerleştir... Salçalı-fıstıklı tereyağı şöööyle bi gezdir... Kırmızı pul biber ve kuru nane ile süsle...

Keşke resmini çekseydim, daha inandırıcı olacaktım...

Velhasıl, yemeğe sevgimi değil  ama aklımı katarak bir şeyler ortaya çıkardım zannımca :))

3 Ocak 2011

anlamlı sözler

Hep söylüyorum, bütün sözler söylenmiş neredeyse...

Anlamlı, güzel, zeki, hayata dair...

Mucize, enerjinizi korkularınıza değil rüyalarınıza verdiğiniz zaman başlar. 

Nietzsche

 

"İnsanlar nasıl konuşulması gerektiğinin dersini alırlar; ama en büyük ilim, nasıl ve ne zaman susulması gerektiğini bilmektir."

Tolstoy

 

28 Aralık 2010

borç yiğidin kamçısıdır!!!

Borç yiğidin kamçısıdır demişler...
Ne saçma...
Borcum olması beni boğuyor...
Hareketlerimi kısıtlıyor...
Özgür karar almamı engelliyor...
Mesela şimdi bir kredi borcumuz var...
Ayağımda ağır prangalar hissediyorum...
Denize atlarsam yüzemeden dibi boylayacak gibi... 
Kollarım boşuna çırpınıyor, dibe batıyorum...
İşle ilgili çok başka kararlar almak, dümenimi başka yerlere kırmak istiyorum!
2011 baharında hayalini kurduğum planım suya düşüyor...
Ruhumun tam ortasında bir pranga var...
Beni aşağıya itiyor...

18 Aralık 2010

karı-koca!

"karı-koca" tabirinin felsefesi bana kağıt üstündeki, toplumun kabul şartlarındaki bir iş birliğini anımsatıyor. 
Gözümde canlanan şu: "kadın, yemek yapar, ev işlerini yapar, çarşı-pazar, aile ilişkileri vs..."
"erkek, çalışır, söz sahibidir, buyurgandır..." gibi klişeler işte...

Oysa, türlü halleri yaşıyorsunuz. Sevgili gibi, kanka gibi, baba-kız gibi, dost gibi...

Ben evliliğimi şöyle tanımlıyorum. "Fatih'le, ortalamada senkronu tutturarak salınan ama birbirini kesmeyen iki paralel çizgiyiz."

12 Aralık 2010

Kimse üstüne alınmasın

Kimse üstüne alınmasın... Benim derdim kendimle...

Sinirleniyorsam, kızıyorsam, sabırsızlanıyorsam hep kendime...

Her gün kendimi biraz daha mı farkediyorum yoksa biraz daha mı unutuyorum bilmiyorum...

TESADÜF

CASO (İtalyanca tesadüf)

Bu yıl Ye Dua Et Sev kitabını okudum, filmini de seyrettim. Çok etkilendim, beğendim. 

Bir insanın kendini araması bulması sürecine hep meraklıyım.

Kitaptaki kadının önce dağılması (İtalya), sonra derinleşmesi (Hindistan), en sonunda dengelenmesi (Endonezya) olarak algıladım. Kitabın içinde ben de yeni yollara çıktım, ruhum uçtu.

Yazar, kendi kelimesini aramış ve bulmuştu. Kendini en iyi tanımlayan kelimeyi...

O günden beri kendi kelimemi arıyorum. Benim hayatımı özetleyecek kelime neydi, ne olabilirdi? Bir sürü şey buldum, eledim.

İki gün önce İzmir'e gittim geldim. Oradayken hayatımda teadüfleri değerlendirerek yoluma devam ettiğimi farkettim. Tesadüf'ün aslında edilgen ya da pasif bir kelime olmadığını da... Bir şeyin tesadüf olabilmesi için o şeyi farketmeniz-kabul etmeniz-yapmanız-peşinden gitmeniz kısaca tutmanız gerekiyor. Eğer hayatınıza işlemiyorsa zaten tesadüf olmuyor...

Evet benim kelimem budur: TESADÜF...

Bundan sonraki adım şu olacak. Tesadüf kelimesinin sembolik karşılığını ya da Çince/Japonca yazılışını omzuma dövme yaptırmak.

Kelimemi seviyorum... Tesadüflere bayılıyorum...

Pek çok dilde karşılığına baktım. Fonetik oalrak en hoşuma giden İtalyanca oldu. CASO...

22 Kasım 2010

2011 planı için...


2011 planı tamam dedim ya...

Valla bazı şeyler ayağıma geliyor...

Henüz yazmak istemiyorum planımı... 

Uygun zaman değil ama mutlaka burada paylaşacağım...

Heyecanlıyım...

12 Kasım 2010

negatif ayrımcılık!!

Ne zaman TV'de fuhuş haberi izlesem aynı saçma negatif ayrımcılıkla karşılaşıyorum...

Mesela, "10'u kadın 26 kişi tutuklandı" diyor...

NEDEN?

"16'sı ERKEK, 26 KİŞİ TUTUKLANDI" demiyor?

Fatih'in programına mesaj attım (Fox TV'de Çalar Saat), O da bu tepkimi okudu, hak verdi, biz düşünmemiştik, özür dileriz diye ekrandan iritaf etti :))

Negatif ayrımcılığa son!!!

11 Kasım 2010

Tukaş günleri - nostalji

Geçmiş dosyalarıma bakarken bu videoyu buldum...
Tukaş'tan ayrıldıktan sonra arkadaşlarım benim için yapmışlar ve kargo ile göndermişlerdi...
İlk izlediğimde gözlerim dolu dolu olmuştu ve yeni işyerimdekiler durumu pek anlayamamıştı...
Biz, bir şirkette çalışan insanlar değil dost olmuşuz...